Türkiye'nin geleceği hakkında konuşurken en çok kullandığımız ifadelerden biri şudur: "Gençler bizim geleceğimizdir."
Peki gerçekten öyle mi?
Eğer gençler bizim geleceğimizse, neden bugün onların sesini yeterince duymuyoruz? Neden hayallerini gerçekleştirebilecekleri ortamları oluşturmakta zorlanıyoruz? Ve daha önemlisi, neden her geçen gün daha fazla genç geleceğini başka ülkelerde aramayı düşünüyor?
Son yıllarda gençlerle yaptığım sohbetlerde karşıma çıkan ortak bir duygu var: Belirsizlik.
Gençler çalışıyor, eğitim alıyor, kendilerini geliştirmeye gayret ediyor. Ancak birçok genç, tüm çabasına rağmen geleceğini planlamakta zorlanıyor. Üniversite mezunu olmak artık tek başına yeterli görülmüyor. İş bulmak zorlaşıyor, yaşam maliyetleri yükseliyor ve kariyer hedefleri çoğu zaman ekonomik gerçeklerin gölgesinde kalıyor.
Ancak mesele yalnızca ekonomi değildir.
Gençler adalet istiyor.
Gençler liyakat görmek istiyor.
Gençler fikirlerinin değer gördüğünü hissetmek istiyor.
Gençler, bu ülkenin sadece yarınlarında değil, bugününde de söz sahibi olmak istiyor.
Bir ülkenin gençlerine sunduğu en büyük imkan para değil, güvendir. Eğer gençler çalıştığında karşılığını alacağına, ürettiğinde destek göreceğine ve başarılı olduğunda hak ettiği yere gelebileceğine inanıyorsa o ülkenin geleceği güçlüdür.
Tam tersine, gençlerin umudunu kaybettiği toplumlarda yalnızca bireyler değil, ülkeler de kaybeder.
Bugün Türkiye'nin en büyük ihtiyacı gençlere umut vermek değil, onların umutlarını güçlendirecek şartları oluşturmaktır. Çünkü umut, sözle değil; adaletle, fırsat eşitliğiyle ve güven ortamıyla büyür.
Bu nedenle eğitim sisteminden istihdam politikalarına kadar birçok alanda genç odaklı bir bakış açısına ihtiyaç vardır. Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar olmamalı, gençleri hayata hazırlayan merkezlere dönüşmelidir. Kamu ve özel sektör, gençlerin enerjisinden ve fikirlerinden daha fazla yararlanmalıdır. Girişimcilik destekleri artırılmalı, teknoloji ve inovasyon yatırımları gençlerin önünü açmalıdır.
Ancak burada yalnızca devlete görev düşmüyor.
Ailelerin çocuklarına güvenmesi, eğitimcilerin gençleri cesaretlendirmesi, iş dünyasının gençlere fırsat vermesi ve toplumun gençleri dinlemesi gerekiyor.
Çünkü bir gence verilen fırsat, aslında ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır.
Bugün gençlerin önüne çıkan her engel, yarının Türkiye'sinin önüne çıkan bir engeldir. Buna karşılık gençlerin önünü açan her adım da ülkenin kalkınmasına yapılan katkıdır.
Gençler geleceğe neden inanmalı?
Çünkü bu ülke onların ülkesi.
Çünkü bu toprakların yarınını onlar şekillendirecek.
Çünkü Türkiye'nin sahip olduğu en büyük güç, gençlerinin enerjisi, üretkenliği ve hayalleridir.
Fakat gençlerden geleceğe inanmalarını bekliyorsak, önce onların kendilerini bu ülkenin değerli bir parçası olarak hissetmelerini sağlamalıyız.
Unutmayalım ki güçlü devletler yalnızca ekonomileriyle değil, gençlerinin umutlarıyla büyür.
Bir ülkenin gerçek kalkınması; gençlerinin hayallerini bavullarına koyup başka ülkelere gitmek zorunda kalmadığı, aksine kendi vatanında geleceğini inşa edebildiği gün başlar.
İşte o zaman gençler geleceğe inanacak, Türkiye de geleceğini daha sağlam temeller üzerine kuracaktır.
M. Fatih Tüten